...

3/12/2009 - Dedi-Dedim

 

Bir şey söyledi.

 

Hiç şaşırmadığımı,çünkü onu tanıdığımı ve bu cevabı ondan beklediğimi söyledim.

Eyvah dedi;Eğer şaşırmıyorsan,heyecan duymuyorsan söyleyeceklerime karşın,merakın bittiyse sözlerime, içinde olduğumuz ilişki bayağılaşır,gitgide zayıflar...

 

Bu seni tanıdığıma işarettir dedim...

 

Tanıdıkça uzaklaşır insan, birbirinden dedi...

 

 

İnsan tanıdıkça güvenir,güvendikçe sever.Sevdikçe bağlanır,aradaki ilişki kuvvetlenir, kopmaz bağlar kurulur,dedim...

 

 Gülümsedi,gülümsedim...

 

not:konuşma tam anlamıyla böyle değildi ama mealen bu şekildeydi.Ham konuşmayı hatırlamıyorum...:)

 

 

 

 

Yorum (10) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : dedi,dedim,konuşma,tanımak

2/12/2009 - Doğum Günü

 

 

 

Tam 365 gün önce,küçücük bir kız çocuğuydum.
Bir yıl da büyüdüm, genç kız oldum...
Artık 25 yaşında,kocaman bir insanım...!
Yaşadıklarım kadar varım hayatta...Hayallerim kadar yaşadım.Düşüncelerim kadar nefes aldım...
Duydum,işittim,gördüm,sevdim . . .
Kısaca,hissettim...Yani varoldum ben...
25 yıl önce bugün, iyi ki doğdum... :)

 

 

 

Yorum (15) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : doğum günü,yaş,hissetmek,insan olmak

30/11/2009 - Tatsız bayrama,kozalak tatlısı


 

4 Günlük bayram ve beraberinde getirdiği tatil bitmek üzre.Sadece dakikalar kaldı yeni güne...

Bu bayram diğerleri gibi değildi.İlk gün yaşanan kaza olayı tüm aileyi hatta sülaleyi şoke etti.Can kaybı yok çok şükür ama çok büyük bir kaza atlatmışız...

-mış'lı konuşuyorum çünkü ben yoktum arabada ve çok geç anlatıldı olanlar bana.

Saatlerce evin içinde bir sağa bir sola dolanarak bekledim gelmelerini.Saatler sonra bir kısmı geldi ,gecenin bir yarısı ailenin geri kalanı da eve gelince durumun ciddiyetini anlattılar.

Karşı tarafın aracının fotoğrafını gördüğümde,dayıma ölen var mı diye sordum.Kimsenin burnu bile kanamadı dedi.

Yaralı da mı yok dedim herkesin iyi olduğunu söyledi.Mucize bu dedim mucize...!

Aracın ön kısmı hiç yoktu çünkü.İskeleti çıkmıştı adeta.bizim araç nasıl dediğimde aslında gelecek cevaba hazır değildim.Onun da fotoğrafını gördüm ama hala annem ve Halam eve gelmediğinden çok birşey soramadım.Nerede olduklarını hiç sormadım zaten.Hastaneye götürdüler ve bana söylemiyorlar dedim içimden.Çünkü o derece hasarlı iki araçtan herkes sapasağlam olamazdı bana göre.Kimi arasam iyi olduğunu söyledi.Babam karşımda dim dik duruyordu ama hiç konuşmadan.../şoke olmuş olanlardan...Olay mahalinde de çok uzun süre seyirci olmuş sadece,herşeye.Kalkamamış aracın içinden,görmeye hazır değilmiş yanındaki aracın içinde olanları/

Dayıma sürekli gelen telefonlardan bir şeyler çıkarmaya çalışıyordum.

Yaklaşık 3 saat babam geldikten sonra bekledik ve nihayetinde annemlerde gelince eve, durum anlaşıldı.Can kaybı yok ama annem ve halamın durumu çok iyi değildi.

Evet çok şükür iyilerdi ama yüzleri şişmş,morarmaya başlamıştı.buz yaptım hemen elimden ne gelirse,aklıma ne gelirse müdahele etmeye çalıştım her ikisine de.

İlk gün böyle geçti,moralsiz,keyifsiz ama şükrederek halimize.

Hayatta oldukları için,Yaradanın korumasından bir kez daha paylarına düşeni aldıkları için,ve Allah'ım onları bana bağışladığı için sabaha dek şükrettim/şükrettik.

İkinci gün olanları daha rahat anlatabiliyorlardı.Ve tabi ki gelen giden.Hem misafir ağırladık hem geçmiş olsun'ları kabul ettik...Araç kullanılamaz halde olduğundan biz bir yere gidemedik ama bu hiç önemli değildi.Önce karşı tarafın aracını yaptırıyoruz.Kusurlu taraf biz olduğumuz için,elbette üstlendik tüm sorumluluğu...

Cana gelmedi ya mal önemli değil şu saatten sonra.

Bu hengame içinde,her yıl yaptığımız gibi bayram tatlısı da yapmadık.İkinci gün yaparız diye planlamıştık ama keyifsizlikten vaz geçtik.3. gün ben ayaklandım.Olmaz böyle herkes eski haline dönsün bakalım deyip bir kalkındırdım ortalığı.

Olmuş bitmiş bayram bitmeden tatlımızı yapalım da keyiflenelim,gelen gidene de ayıp etmeyelim deyince,annem mutfağı bana bıraktı ne istersen yap dedi.

Kaçar mı bu fırsat...Neredeyse 1 ay olmuştu shiverdan bu tatlı tarifini alalı.Uygulama zamanıydı artık.İlk defa bir tatlı yaptım.Ve hep düşlediğim şey/eğer bir gün tatlı yaparsam,kek ya da muhallebi tarzı bir şey olmamalıydı,değişik bir şey yapmalıydım ben/

Öyle de oldu.

Gelen gidene de ikram etmek kısmet oldu.Plansızca, sadece kendimize moral olsun diye yapmıştım aslında.

Ama herkesten geçerli oy da aldım ohh içim rahat.Tekrar bekliyorlar kozalak tatlısını BibiS'in ellerinden.

Eee bibis yapar ise böylesini yapar. ! :)

 

Bu bayram da böyle geçti,gitti...

Korktum,

Şükrettim,

Düşüncelere daldım ve bolca düşündüm...

Hüzünlendim,güldüm,eğlendim..

Okudum,yazdım...Gezmedim,oturdum.Yedim,içtim,

Düşündüm,düşündüm,şükrettim...

 

 

 

Çokça anlatım bozukluğu var.Ama dokunmadım hiç bir şeye.Daha iyi anlatabileceğime inanmadım çünkü,yaşananları.

Özetle böyleydi işte...

 

Yorum (10) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : bayram,kozalak tatlısı,korku,kaza

29/11/2009 - Etkileyici

 

 

 

 

Sadece bir rüyaydı...

Çok güzel bir rüya...

Çok çok güzel...

 

Sonuçta, rüya işte...!

 

 

 

 

 

 


 

Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : rüya,etkileyici

27/11/2009 - Bayram...!

Bu bayram,çok farklı bir deneyim yaşıyorum.

Tek başıma geçiriyorum bayramı...

Yalnız da yaşanabiliyormuş o eskinin kalabalık bayramları...Babaannemin bir uçtan bir uca masasının etrafını dolduran akrabalarım yoklar artık.

Bensiz/bizsiz nefes alıyorlar.

O eski bayram sabahları yok haliyle.

Çekirdek aile olarak yaşamaya alışmıştım son yıllarda ama bir gün biri çıkıp gelse ve bayramın ilk gününü tek başıma geçireceğimi söylese inanmazdım...

Buna dayanamam derdim...Mahsunlaşırdım...

Ama hayat bana asla dememeyi öğretti...

Ve bugün,bayram namazı sonrasında ailece yapılan kahvaltıdan sonra tek başıma kaldım...

Akşam olmak üzre ve ben hala yalnızım...

Ömrüm boyunca insanlar benden fedakarlık istediler.

Ailem,arkadaşlarım,müşterilerim,sevdiğim/sevdiklerim...

Herkes benden fedakarlık bekledi.

Ya açıkça söylenildi bu ya da hissettirildi.İstedikleri olmadıklarında hayatlarımdan gidecekleri söylenildi...

Nasıl dayanırdım onların yokluğuyla başbaşa kalmaya.Elbette fedakarlık yapardım.Elbette kendimden gerekirse ödün de verirdim/yanlış olduğunu bile bile/ sırf onlar gitmesin diye...

Ama ne tuhaftır ki hiç sorulmadı,Duygu sen benden-bizden ne istersin sorusu...!

Kimsenin aklına gelmedi BibiS in onlardan beklentilerinin olduğu...

Hep karşılıksız verdi çünkü bu kalp.Verici idi...Onun için gelmişti dünyaya.İnsanlar mutlu olmalıydı.Sevdikleri hep gülümsemeliydi...

Oysa ki Duygu kimdi...?

Onu düşünen,onun için yaşayan birileri varmıydı...

Seviliyordu elbette bundan hiç kuşku duymadı...En azından ailesi,onu hep kucaklardı...

Kimi sevse,samimiyetine inanılır ve kendisi de sevilirdi aslında.Ama sevmek yetmezdi ki her zaman...İyi kız denilmesi tatmin etmezdi BibiS'i...İyilikler bulmak isterdi...

Düşünülmek en başta...

Sen ne istersin benden,ne beklersin benim sevgimden diye sorulsun beklerdi...

Hep bekledi...

Ama hiç sorulmadı o hasret olduğu soru...Ve o hiç diyemedi,içindeki cevabı...

Fedakarlık yapması gerekiyordu, bildiği tek şey buydu...Mutluluk onun ucundaydı...

Öyle sanıyordu...Hala sanıyor belki.../Biraz aptaldır da kendisi.../

 

Bugün de kaldığım yerden devam etmeliydim,hayattaki mecburiyetlerime.

Evdeki herkes kurban kesimi için uzak yollara giderken,kardeşimin yanında olmam istendi...Vardiya sistemi ile çalıştığı için öğlen saatlerinde işe gidecek gece geç vakit gelecekti.

Evde onu karşılayan hatta işten geç çıkacağı ve geleceği yolları yaya olarak geçeceğinden,kendisi de bu işten korktuğundan onu almaya gidecek birisinin olması lazımdı.

Tabi ki benden uygun insan bulunabilir miydi?

Abla olmak böyle bir şeydi..

Sorumluluklarım vardı ve yerine getirmem gerekliydi.

İşe gideli saatler oldu.Biraz yattım uyudum,sonra kitap okudum,bayramlaşmaya gelen çocuklara çikolata verdim ve biraz da montaj yaptım.Ama gün geçmiyor.

Canım sıkıldı.Pek bir tuhaf hissettim kendimi.Olması gereken oluyordu mecburi bir yalnızlıktı bu kimsenin suçu yoktu ama kalabalığa alışkın ruhum bugünü biraz zor geçirecek galiba...2 saati bulurmuş kurban işlerinin bitmesi sonrasında 1 saatlik yol..

Akşamı kucaklayacağım yani,günü ağırladığım gibi tek başıma...

Bu bayram da farklı bir deneyim yaşamış oldum.Her zaman gelen giden olurdu fazlaca...Bu yıl o da yok...Üzerimi değiştirmeyi bile düşünmemiştim az önceki telefon konuşmama kadar.Eğer gelirler ise yarım saat içinde abicim gelecekmiş eşi ile.

Her yıl bayrama anlam yükleyen tek şey olması sebebiyle, bayram gelecek yani evime eğer gelir ise...

 

Sonuç olarak mecburiyetler ya da bencillikler...Ama beklentiler hep aynı...

Fedakarlık gösterilsin ama hiç kimse kendinden ödün vermesin...!

Hayatın kuralı bu demek ki...İki ucu var bu kuralın.Ben fedakarlık kısmını üstlenmişim geriye kalanlar ise ödün vermemeyi ve hep istemeyi...

 

İstemek güzeldir,eğer sen de verebilmeyi biliyorsan...

 

Aile vericidir. birbirilerini desteklerler,aldıklarını verirler... bazen hissetmesek de...!

Ya  hayatımızdaki diğer insanlar...

Sevdiklerimiz...?

Acaba ne kadar seviliriz.

Sevgiyle doğru orantılı mıdır verdiklerimiz ?

 

Bayramınız kutlu olsun...

 

 Alttaki yazı biraz daha kalsın istedim ama malum, bayram yazısı yazmadan da olmazdı...:)

 

  . . .

 

Ve yazıdan saatler sonra gelen bir telefon ürküttü beni...

Kaza yapmış babam...İki araba birbirine çarpmış ve büyük hasar varmış.Canlarına bir şey olmamış.bilmiyorum ki ne kadar doğru...Bilmiyorum ki ne haldeler...

Sesleri iyi geliyordu ama korkuyorum yinede...Yanlarına gidemiyorum...

Elim kolum bağlı gelmelerini bekliyorum.Ben onları bekliyorum onlar trafik polislerini,tutanakları,işlemleri bekliyorlar.

Anlatmıyorlar ne olduğunu...Dedikleri tek şey,"sakın korkma...

Korkma iyiyiz biz...Ama gelemiyoruz daha uzunca bir süre buradayız..."

Allah'ım koru onları...

Bildiklerimden fazlası olmasın...

Endişeleniyorum ve tek yapabildiğim şey dua etmek...

 

 

 

Yorum (8) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : bayram,yalnız bayram,beklentiler

26/11/2009 - Kitap

 /biraz uzunca oldu ,sonuna varan olur mu bilmem/

 

Bir gün, bir kitabım olacak...!

 

Ya felsefe kitabı olur,ya deneme ya da günlük tarzı birşey.Belki de hiç keşfedilmemiş bir tür çıkar ortaya kimbilir.Sadece bana ait...!

10 yıl önce az uğraş vermemiştim çocuk yüreğimle...Olmamıştı...Umudumu kaybetmemiştim hiçbir zaman...

Ama peşini de bırakmıştım hayalimin...

Belki birgün demiştim...Ve o gün gelene kadar kendimi geliştirmeliyim diye öğütlemiştim...

Ve ben bugünlerde öylesi yoğun hissediyorum ki,fikrimde ve kalbimde,kitabım olsun isteğini...

Bu demektir ki hala aynı ruhu taşıyorum.Hala o çocuk kalbimin istediğini istiyorum.

Bir gün olacak...Yakın veya uzaktır o gün...Ama olacak biliyorum.

Bu zamana dek neyi istedim de olmadı ki...?

Evet istediğim herşey olmuştu belki ama zamansız gelmişti hayatıma...

Tadını çıkaramadığı çok şey olmuştur, aceleciliği sevmeyen ruhumun.Gittikten sonra farkına varmışımdır gelenleri...

Geldiklerinde iyi karşılama bulamadıklarından olsa gerek tekrar uğramamıştır güzellikler,dünyama...

Hep geç kalmışımdır bazı şeylere...Geç kalmışlığın farkındalığını da geç yaşamışımdır ne yazık ki...Kahrolası umudum ise hiç körelmemiştir...Olmayacağını bildiğim halde bile uğraş verdiğim çok olmuştur.İmkansızlık yoktur ya hani,onu kanıtlamaktır belki de çabam...

Gel görki umudun kırılması ne demektir her defasında en ağır bedeli yaşayarak öğrenmişimdir.Öğrendiklerimden ders alamamam da cabası...

Hep başa sarmayı sevmişimdir.Körü körüne sevmeyi de pek sever bu yıkık kalbim...

Güven yok der dururum da,ucundan tutulacak en ufak bir şeyin peşine koşmaktan da geri durmam...

Sonunu görsem de bir işin,risk almak keyif verir bazen.

Kaskatı bir insan olduğumu söyleyenler çok oldu.Ama altında,umuduna yenik düştüğü halde ayağa kalkıp,her daim gülümseyebilen bir insan yattığını keşfedenlerde yok değildi...Hayata duruşum vardı evet ve yaşlandıkça uzaklaştım duruşumdan,yeni şeyler keşfettim hayatta ve ayıkladım kendimde beğenmediğim tarafları...Bazen bu ruh temizliğini yaparken daha fazla kirlettiğimi de düşünmedim değil.Ama insan değişkendir.Onu değiştiren,onun hayata bakış açısını farklılaştıran etmenler vardır.Her ne kadar ben buyum desem de hep o olmadığımı keşfettim.

"Ben buyum"un altında eksik kalan çok şey vardı aslında.

Belki daha fazla yanlış olmalıydı hayatımda,belki doğrularım eksikti,bilmiyorum..Tamamlamak için uğraş verdim hep...Ömrümce de çabalayacağım bunun için...

Doğru yaşamak mı,istediğin gibi yaşamak mı bunun ayrımını yapmak oldukça zor...

Akışına bırakmak mı hayatı yoksa kalıplardan çıkmadan mı görmek gelecek günü...Hangisi doğru kavramını sorgulamayalı çok uzun zaman oldu.

Sorgulamadan da yaşanabiliyormuş meğer...

Ve ben her yaşadığımın ciddiyetini,kelimelere döktüğümde fark ettim.

 

Bu gece,uzun zamandır kopyalamadığım yazılarımı kopyalamak için 2 saat zaman geçirdim arşivimde.

Öyle çok ruh değişikliği yaşadım ki...Ben bile şaşırdım kendime...

Neler yazmışım,daha doğrusu neler yaşamışım...

Vay be dedim durdum bir çok kez...

Kızmışım,yazmışım...

Üzülmüşüm yazmışım...

Aşık olmuşum da önce yazmış sonra yaşamaya çabalamışım...

Ve bunların bir çok kısmını paylaşmaya cesaret edememişim de sadece taslakta tutmuşum...

O taslak öyle çok anıyı canlandırdı ki bugün ben de...Cesaretsizliğime laf sayıp durdum, onlarca okunmamış yazıyı okurken...

Hayatımın içinde kimseye tam anlamıyla kendimi anlatmak için uğraşmamış ve hep insanlardan kendimi saklamış biri olarak,gördüm ki,yazılarım da bile sansür uygulamışım...

Öyle ki bu sayfada yayımlamaya bile korkmuşum zamanında...

Bilinmesin mutsuzluğum istemişim,bilinmesin aşkın bende yarattığı değişiklik demişim...Kimse aşk üstüne ne düşündüğümü görmesin,duymasın diye düşünmüşüm...

BibiS aşık olursa ya da umut edip durursa kendi kendine,ruhu nasıl çökerde nasıl toparlanır yine kendi başına,kimseler hissetmesin diye okunmasın istemişim yazdıklarım...

Ama duramamış,yine de yazmışım...

Hatta çok iyi bilirim ki,bir keresinde,yazdığım bir yazıyı okuduktan sonra ben aşık mı oldum diye düşünüp aşık olduğumun farkına varmıştım...

Cümlelerim öyle yüzüme çarpmıştı ki,kendi halime acımış,böyle olmamalı sen aşk kadını değilsin demiştim kendime...

Gem vur duygularına da daha fazla üzülme diye emir vari cümlelerle susturmuştum kalbimin sesini...Susmuşmuydu orası bilinmez ama hep kendimi farkında olan bir insan olmuşum ben...

Duygularıma teslim olamamışım hiç bir zaman...Mutlu olmaktan korkmuşum,arkasında büyük mutsuzlukların yattığını bilmemden belki de...

Bile bile lades dediğim de olmadı değil elbette.İnsanlığımı konuşturdum çok kez...

Üzülmek istiyorum üz beni dediğim de oldu çevremdekilere...

Sandım ki,ben böyle dedikçe korunacak da,mutluluğa daha çok yaklaştırılacağım...

Sonucun değişmeyeceğini unutmuşum zaman zaman...

Ama bu untkanlıkları yaşarken, Polyanna rolümü de hiç aksatmamışım...

Ve hayattan çok şey öğrenmişim...

Ne kadarını gösterebilmişim bilmem ama çok büyümüşüm ben yaşadıklarımla...

Zaman zaman küçülmeyi istesem de büyümenin tadına varabilmeyi dilemişim her bulduğum fırsatta...

Yaşadığım hiç bir şeyden pişman olmamayı öğrendim en çokta...

Girdiğim bunalımlardan yine kendim çıkarmışım ruhumu...Ayaklandırmışım umudumla...

Düşünüyorum da,herşeyi açık açık yazamadığıma hayıflanıyorum bir tek...

Hep birilerini düşünmekten,kendi kalemime ve dahası yüreğime ne kadar gem vurduğumu farkında oluyorum son zamanlarda...

Ve işte tam da o zaman diyorum ki,bir kitabım olmalı...

Harmanlamalıyım tüm duygularımı ve limitsizce yazmalıyım...Dur durak bilmeden,satır hesabı,kişi fikri önemsemeden yazmalıyım...

İşte bu noktada ,beynimde ışıklar yanıyor,yıldızlar çakıyor.

Benim bir kitabım olmalı...!

Bugüne kadar kayıp olan cümlelerim o kitabın sayfalarında hayat bulmalı.

Bahsedeceğim kişiler bile,cümleleri üzerlerine alınmamalı ama o kitap benim ruhumdaki en ince ayrıntıları anlatmalı...

 

Yani sözün kısası;

Er ya da geç, benim bir kitabım olmalı...!

ruhum, sayfaların arasında, hayat bulmalı...!

 

Yorum (9) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : kitap,benden cümleler

25/11/2009 - Keyif

 

Artık beni nasıl tanıdı,nasıl bir karekter biçtiyse bana

 

"Ara sıra çek ayağını frenden, yokuş aşağı sür kendini!..
Bak nasıl keyifleneceksin!.."

 

Demişti bir kaç gün önce Kendi Halinde... :)

 

Sonra aynı anda"bloğa yazmalı bu cümleyi "dedik ve o benden önce davrandı...

 

Arada frenden çekiyorum ayağımı elbette ama valla sonrası çok zor oluyor...

Anlık mutluluklar hep acı vermiştir bana.İlerisini düşünmeden yaşayamıyorum ben...Ne vakit yaşadıysam sonu kötü bitmiştir.Bir nevi korku denilebilir buna...Ama yine de arada delilik yapmıyor değilim elbet, insanım nihayetinde :)

Keyif almasını en çok ben beceriyorum belki de hayattan.Küçük mutlulukları çoğaltabiliyorum içimde.Ama an geliyor ki ufacık bir şey de delip geçiyor kalbimi...Dayanılmaz oluyor acısı...

Frenden çeksem de ayağımı,tutmaya biliyor bazen ayarı...

Gel de dayan o vakit...Gel de yaşa keyfini an'ın...

Neyi ne zaman yaşamalı,neyi ne vakit takmamalı da umarsızca nefes almalı,bazen çıkamıyorum hayatın içinden.

Anlık mı yaşamalı hayatı,ömürlük mü diye düşünüyorum.Her ikisinin de cazip geldiği zamanlar oluyor.O vakit susuyorum.Ne fren görüyor gözüm ne yokuş...Sadece mutluluk istiyorum...Kapıyorum gözlerimi çağırıyorum mutluluğu...Geliyor gelmesine çoğu zaman...Ama kalıyor mu daimi,mesele orda...!

 

Yoksa hiç bir mesele yokta,gereksiz arayışlardamıyız, orası da muamma...

 

 

 

 


Yorum (8) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : yokuş,yaşam,anı yaşamak

24/11/2009 - Kendini sev...

İnsan önce kendini tanımalı...Önce kendini sevmeli...

Ben kendimi sevmeyi unuttum...Tanıyor muyum dersem,benliğimi...Evet biliyorum kim olduğumu ve ne istediğimi...Ama yeterli mi değil...

Sevmiyorum yeteri kadar ruhumu...Kendimi güzel bulabilirim,kıyafetlerimi sevebilirim,saçlarımı önemseyebilirim,makyajımda,en sevdiğim renkleri uygulayabilirim.Ama kendimi sevmem için yeterli sebepler değiller bunlar.Biraz becilleşmeliyim....Öyle az da değil aslında fazla fazla sokmalıyım ruhuma bencilliği...

Çok geç kalmış olsam da tanışmalıyım bir an evvel eksik kalmış duygularla....

Duygularımı beslemek yerine mantığımı doldurmalıyım eksik kalmış olgularla...

Yoksa yaşlanıp gitmenin yüzde bıraktığı bir iki çizgi dışında bir anlamı olmayacak bu bedene...

Yaşlı bir kadın olduğumda elimde bir kaç belirgin şey olsun...Kendi seven biri olmakla başlamak lazım,çok geç kalmışlığın da farkında olarak...

Sadece ve tek olarak kendini sev...!

Bencilleş artık...Zamanı geçiyor...Yaşlanıyorsun ruhum...Elinde mutlu olacağın tek bir şey bile olsa onu barındırmanın güzelliği olsun..

 


 

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : kendini sev,hayatı sev

24/11/2009 - _Di'li geçmiş zaman

Düşündükçe düşünüyorum.Düşündükçe,düşlüyorum...

Düşledikçe kayboluyorum.Gittikçe kendimden uzaklaşıyorum.Geriye dönüp baktığımda,öyle çok özlüyorum ki...

Özlemenin en ağır bedelini ödüyorum...

Sevmenin her zamanki halini yaşarken ruhum, ben özlemekle yetiniyorum...

Düşlerimde seviyor,özlemlerimde yaşatıyorum seni...

Seni sevdikçe kendimi seviyorum aslında.

Seni düşündükçe kendimi buluyorum.

Anlatmak istiyorum "seni" sayfalarca,saatlerce...

Ben anlattıkça seni,sendeki beni büyütmek istiyorum içinde...

Bir ben yaşatabilir misin yüreğinde ey sevgili...

Sorularıma cevap olabilir misin...

Hayat verebilir misin bir gün içimdeki aşka...

Umut tan öte, aşk olabilir misin bana...

Ve bırakır mısın yüreğini ellerime...

İzin verir misin,sevgini sevgime sarmaya...

Sen de ben gibi sevebilir misin...Hesapsızca...

Sorularıma yanıt olduğunda ilk defa bir sonucu değiştirir misin acaba?

Tek isteğim sevgili,yüreğini ellerime bırakabilecek kadar güvenir misin,bendeki sana...

Bir sen daha bulmak ister misin acaba başka bir ruhta...Ve sen bir kadına ait ne varsa içinde biriktirebilir misin bir gün teslim edebilmek adına...

Ben çoktan sen olmuşken,sen beni bulabilir misin derinlerinde...

Aşk'ı serebilir misin gözlerimin önüne...

Ve sevgili,cesretin var mı bendeki aşkı göğüslemeye...

?

 

Yıllar önce yazılmış bir yazıdır.Defterimin arasından gözüme çarpmışken,paylaşayım istedim...


 


Yorum (9) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : sevgili,aşk,bendeki sen

23/11/2009 - Ölüyor-um sandım

Kategori: PamuK_dan

 

Allah'ım nasıl bir şeydir bu...Nedir benim hissettiğim...

Yaşanmışlıklar ,sıcakken aktarıldığında anlam taşır.Ama ben bu sefer üstünden zaman geçmeden iyice kendime gelmeden yazamayacağım galiba...

Kimbilir kaç gramsın sen...Kilo ile bile anlatılmaz evrendeki yerin...

Minicik bir şeysin işte Allah'ın bana hediyesisin sen...

Annemden bile beni kıskanan,ses tonumun ayarını kısmamı isteyen,ben celallendiğimde beni sakinleştirebilen yegane şeysin sen.

Yaşamımın güzel taraflarının en üst sıralarındasın...

Bir gün, bir arkadaşım;

"Utanmasan, Pamuk insan, sen hayvansın diyeceksin bana demişti..."Nasıl bir sevgi bu diye eklemişti.Nereden bilsin ki....O seni tanımadı,seninle zman geçirmedi...Senin tatlı dilinden akan cümlelerin keyfine hiç varmadı ki...

Hayvan sevgisimi bu bendeki...Yoksa sen misin içimdeki...

Sadece sen...!

Bilmiyorum....

Sorgulamıyorum da zaten.

Ama bugün çok kızdım sana...

Kızmak değildi aslında korkuydu bendeki..."Ya sana birşey olursa...!"

 

 

Bir kaç gündür evimin neşesi,canımın içini ilgisiz bırakmıştım.Yemini veriyor,suyunu tazeliyor ama pek fazla ilgilenemiyordum.Bu akşam aldım elime gazete kağıdının bir sayfasını,kafesini koydum üzerine.İçini temizleyip Pamuk'u rahatlatmaktı isteğim...

O da bana teşekkür edecekti...yüzümde gülümseme oluşacak aferin benim oğluma diyecektim,öğrettiklerimi öğrendiğini bir kez daha farkında olarak...

 

Pamuk'a duyduğum güven ile annemle sohbet ederken bir elimle de kafesten yemliğini çıkartıyordum.Yemin tamamını gazete kağıdına dökecek taptaze yem koyacaktım.

Elime yemliği almamla bir çırpınma duymam ve yaklaşık 10 santimlik kafesle olan mesafem arasında bir şeyin geçmesi bir oldu.Sanırım bunlar sadece bir-iki saniye sürdü.Pamuk başıma kondu...Ben öyle bir çığlık atmışım ki,annem korkudan ne olduğunu anlamaya çalışan şaşkın bakışlarla beni izliyormuş...

Nasıl oldu anlamadım ama her zaman ben yemliği alırken Pamuk tüneğinde beni beklerdi.Bu sefer yemliğinin ardından birden bire kendisini dışarı attı.Üstelik kapısı kapalıydı kafesin.Yemliğin kapısından çıktı dışarıya.Zaten kapıdan çıksa korkulacak birşey yoktu.

O an ne hissettiğimi ben de hala bilmediğim için size de yansıtamıyorum aslında.

Tek bildiğim o an başımdan bir kova kaynar suyun boşaltıldığı ve ağlamaya başladığım...

Anne Pamuk'a bir şey mi oldu ne oldu şimdi neden böyle yaptı diye soru ardına soru yükledim anneme...

Dur kızım sakin ol hiç bir şey yok sadece dışarıya çıkmak istedi herhalde diyor ama benim algılarım çoktan kapanmış.Bağırmaya başladım başımın üzerinde sakince duran kuşuma...

Ne yaptın sen,neden çıktın dışarıya,neden durmadın yerinde diye bir sürü cümle sıraladım...Ses tonum öyle yükselmiş ki,korkmuş o da...

Ama bunca tepkiyi verirken başımı hiç oynatmıyorum Pamuk korkmasın diye.

Anneme dedim ki ben iyi değilim,her an bayılabilirim bile...

İçeriye sok hayvanı kendinegel diyor ama Pamuk bu o istemeden onu kafesine koyabilmek ne mümkün.

Sakince dolaşıyor halının üzerinde.

Ben onu elime almak isterken o,benden korkusuna penguen edasıyla halının diğer ucuna kaçıyor.Öyle telaşlanmışım ki,her zaman dolaştığı yerlere gitmesine bile kızar olmuşum.Gitme oraya bir şey olacak,takılıp düşeceksin diye bağırıp duruyorum evin içinde.Ben o denli sinirli iken/ona bir şey olacak diye/ o sakince koşuşturuyor yerde,kendi keyfince.

Bir kaç dakika sonra elime kondu.Sakince,elimi göz hizama getirip Pamukla konuşmaya başladım.

Neden böyle yaptın,beni korkuttun diye anlattım bana yaşattıklarını.Sakin ses tonumu o da sakince dinliyordu ta ki "ben sesimi yükseltip kafesine gir artık,babam gelecek şimdi kapıyı açacak ben seni nasıl tutacağım yeni bir korku yaşatma bana "deyinceye kadar...Kaçtı gitti elimin üzerinden.

Belli ki girmek istemiyordu kafesine.Gülmeye başladım.Görüyormusun dedim anneme,ben ne korkular yaşıyorum da dalga geçiyor yaşından başından utanmadan....

Neyse ki yeni bir olay yaşamadan,evin babası ve işte olan kızı kapıyı aralamadan kafesine yerleştirebildik Pamuk Beyi...

Benim başımın üzerinde keyif yaparken,annem usulca yaklaşıp,kafesine yönlendirdi onu...

Şimdi o rahat,ben rahat...Herkes rahat...

Ama o bir kaç saniye ve sonrasındaki dakikalar...Anlatılmaz yaşanır cinsindendi...

 

Ölüyor sandım...

Ölüyorum sandım...!

"Ben ne yapardım.Ner yapmalıydım o an...Ne oluyordu,neden birden kanat sesleri duymuştum.Neden ani bir çırpınma yaşamıştı..."Meğer hepsi yaramazlıkmış...Ama bitirdi beni...Vallahi bitirdi,billahi bitirdi...

 

 

 

 

İlk fotoğrafta Yalnız boy gösteren Pamuk,ikinci karede Halasının elinin üzerinde keyif yapıyor.Fotolar bir kaç hafta öncesine aittir.

 

"Sevgi ile aşk arasında,insanlığın henüz keşfedemediği,tanımlanamayan duygular da var . !"

 

Not:Son cümlemi başka bir yazıda kullancaktım ama  /tabiri caiz ise/ bu yazıya cuk oturdu...

 

 

 

Yorum (10) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : pamuk,kuş,sevgi,

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Rss

Kategoriler

Etiket Bulutu

dedi dedim konuşma tanımak bayram kozalak tatlısı korku kaza rüya etkileyici yalnız bayram beklentiler kitap benden cümleler yokuş yaşam anı yaşamak kendini sev hayatı sev sevgili aşk bendeki sen pamuk kuş sevgi umarsız tebessüm yoksunu gerginlik Kelimelerle oynadık, adına gerçekler dedik...!'