Artık beni nasıl tanıdı,nasıl bir karekter biçtiyse bana
"Ara sıra çek ayağını frenden, yokuş aşağı sür kendini!.. Bak nasıl keyifleneceksin!.."
Demişti bir kaç gün önce Kendi Halinde... :)
Sonra aynı anda"bloğa yazmalı bu cümleyi "dedik ve o benden önce davrandı...
Arada frenden çekiyorum ayağımı elbette ama valla sonrası çok zor oluyor...
Anlık mutluluklar hep acı vermiştir bana.İlerisini düşünmeden yaşayamıyorum ben...Ne vakit yaşadıysam sonu kötü bitmiştir.Bir nevi korku denilebilir buna...Ama yine de arada delilik yapmıyor değilim elbet, insanım nihayetinde :)
Keyif almasını en çok ben beceriyorum belki de hayattan.Küçük mutlulukları çoğaltabiliyorum içimde.Ama an geliyor ki ufacık bir şey de delip geçiyor kalbimi...Dayanılmaz oluyor acısı...
Frenden çeksem de ayağımı,tutmaya biliyor bazen ayarı...
Gel de dayan o vakit...Gel de yaşa keyfini an'ın...
Neyi ne zaman yaşamalı,neyi ne vakit takmamalı da umarsızca nefes almalı,bazen çıkamıyorum hayatın içinden.
Anlık mı yaşamalı hayatı,ömürlük mü diye düşünüyorum.Her ikisinin de cazip geldiği zamanlar oluyor.O vakit susuyorum.Ne fren görüyor gözüm ne yokuş...Sadece mutluluk istiyorum...Kapıyorum gözlerimi çağırıyorum mutluluğu...Geliyor gelmesine çoğu zaman...Ama kalıyor mu daimi,mesele orda...!
Yoksa hiç bir mesele yokta,gereksiz arayışlardamıyız, orası da muamma...
İnsan önce kendini tanımalı...Önce kendini sevmeli...
Ben kendimi sevmeyi unuttum...Tanıyor muyum dersem,benliğimi...Evet biliyorum kim olduğumu ve ne istediğimi...Ama yeterli mi değil...
Sevmiyorum yeteri kadar ruhumu...Kendimi güzel bulabilirim,kıyafetlerimi sevebilirim,saçlarımı önemseyebilirim,makyajımda,en sevdiğim renkleri uygulayabilirim.Ama kendimi sevmem için yeterli sebepler değiller bunlar.Biraz becilleşmeliyim....Öyle az da değil aslında fazla fazla sokmalıyım ruhuma bencilliği...
Çok geç kalmış olsam da tanışmalıyım bir an evvel eksik kalmış duygularla....
Duygularımı beslemek yerine mantığımı doldurmalıyım eksik kalmış olgularla...
Yoksa yaşlanıp gitmenin yüzde bıraktığı bir iki çizgi dışında bir anlamı olmayacak bu bedene...
Yaşlı bir kadın olduğumda elimde bir kaç belirgin şey olsun...Kendi seven biri olmakla başlamak lazım,çok geç kalmışlığın da farkında olarak...
Sadece ve tek olarak kendini sev...!
Bencilleş artık...Zamanı geçiyor...Yaşlanıyorsun ruhum...Elinde mutlu olacağın tek bir şey bile olsa onu barındırmanın güzelliği olsun..
Allah'ım nasıl bir şeydir bu...Nedir benim hissettiğim...
Yaşanmışlıklar ,sıcakken aktarıldığında anlam taşır.Ama ben bu sefer üstünden zaman geçmeden iyice kendime gelmeden yazamayacağım galiba...
Kimbilir kaç gramsın sen...Kilo ile bile anlatılmaz evrendeki yerin...
Minicik bir şeysin işte Allah'ın bana hediyesisin sen...
Annemden bile beni kıskanan,ses tonumun ayarını kısmamı isteyen,ben celallendiğimde beni sakinleştirebilen yegane şeysin sen.
Yaşamımın güzel taraflarının en üst sıralarındasın...
Bir gün, bir arkadaşım;
"Utanmasan, Pamuk insan, sen hayvansın diyeceksin bana demişti..."Nasıl bir sevgi bu diye eklemişti.Nereden bilsin ki....O seni tanımadı,seninle zman geçirmedi...Senin tatlı dilinden akan cümlelerin keyfine hiç varmadı ki...
Hayvan sevgisimi bu bendeki...Yoksa sen misin içimdeki...
Sadece sen...!
Bilmiyorum....
Sorgulamıyorum da zaten.
Ama bugün çok kızdım sana...
Kızmak değildi aslında korkuydu bendeki..."Ya sana birşey olursa...!"
Bir kaç gündür evimin neşesi,canımın içini ilgisiz bırakmıştım.Yemini veriyor,suyunu tazeliyor ama pek fazla ilgilenemiyordum.Bu akşam aldım elime gazete kağıdının bir sayfasını,kafesini koydum üzerine.İçini temizleyip Pamuk'u rahatlatmaktı isteğim...
O da bana teşekkür edecekti...yüzümde gülümseme oluşacak aferin benim oğluma diyecektim,öğrettiklerimi öğrendiğini bir kez daha farkında olarak...
Pamuk'a duyduğum güven ile annemle sohbet ederken bir elimle de kafesten yemliğini çıkartıyordum.Yemin tamamını gazete kağıdına dökecek taptaze yem koyacaktım.
Elime yemliği almamla bir çırpınma duymam ve yaklaşık 10 santimlik kafesle olan mesafem arasında bir şeyin geçmesi bir oldu.Sanırım bunlar sadece bir-iki saniye sürdü.Pamuk başıma kondu...Ben öyle bir çığlık atmışım ki,annem korkudan ne olduğunu anlamaya çalışan şaşkın bakışlarla beni izliyormuş...
Nasıl oldu anlamadım ama her zaman ben yemliği alırken Pamuk tüneğinde beni beklerdi.Bu sefer yemliğinin ardından birden bire kendisini dışarı attı.Üstelik kapısı kapalıydı kafesin.Yemliğin kapısından çıktı dışarıya.Zaten kapıdan çıksa korkulacak birşey yoktu.
O an ne hissettiğimi ben de hala bilmediğim için size de yansıtamıyorum aslında.
Tek bildiğim o an başımdan bir kova kaynar suyun boşaltıldığı ve ağlamaya başladığım...
Anne Pamuk'a bir şey mi oldu ne oldu şimdi neden böyle yaptı diye soru ardına soru yükledim anneme...
Dur kızım sakin ol hiç bir şey yok sadece dışarıya çıkmak istedi herhalde diyor ama benim algılarım çoktan kapanmış.Bağırmaya başladım başımın üzerinde sakince duran kuşuma...
Ne yaptın sen,neden çıktın dışarıya,neden durmadın yerinde diye bir sürü cümle sıraladım...Ses tonum öyle yükselmiş ki,korkmuş o da...
Ama bunca tepkiyi verirken başımı hiç oynatmıyorum Pamuk korkmasın diye.
Anneme dedim ki ben iyi değilim,her an bayılabilirim bile...
İçeriye sok hayvanı kendinegel diyor ama Pamuk bu o istemeden onu kafesine koyabilmek ne mümkün.
Sakince dolaşıyor halının üzerinde.
Ben onu elime almak isterken o,benden korkusuna penguen edasıyla halının diğer ucuna kaçıyor.Öyle telaşlanmışım ki,her zaman dolaştığı yerlere gitmesine bile kızar olmuşum.Gitme oraya bir şey olacak,takılıp düşeceksin diye bağırıp duruyorum evin içinde.Ben o denli sinirli iken/ona bir şey olacak diye/ o sakince koşuşturuyor yerde,kendi keyfince.
Bir kaç dakika sonra elime kondu.Sakince,elimi göz hizama getirip Pamukla konuşmaya başladım.
Neden böyle yaptın,beni korkuttun diye anlattım bana yaşattıklarını.Sakin ses tonumu o da sakince dinliyordu ta ki "ben sesimi yükseltip kafesine gir artık,babam gelecek şimdi kapıyı açacak ben seni nasıl tutacağım yeni bir korku yaşatma bana "deyinceye kadar...Kaçtı gitti elimin üzerinden.
Belli ki girmek istemiyordu kafesine.Gülmeye başladım.Görüyormusun dedim anneme,ben ne korkular yaşıyorum da dalga geçiyor yaşından başından utanmadan....
Neyse ki yeni bir olay yaşamadan,evin babası ve işte olan kızı kapıyı aralamadan kafesine yerleştirebildik Pamuk Beyi...
Benim başımın üzerinde keyif yaparken,annem usulca yaklaşıp,kafesine yönlendirdi onu...
Şimdi o rahat,ben rahat...Herkes rahat...
Ama o bir kaç saniye ve sonrasındaki dakikalar...Anlatılmaz yaşanır cinsindendi...
Ölüyor sandım...
Ölüyorum sandım...!
"Ben ne yapardım.Ner yapmalıydım o an...Ne oluyordu,neden birden kanat sesleri duymuştum.Neden ani bir çırpınma yaşamıştı..."Meğer hepsi yaramazlıkmış...Ama bitirdi beni...Vallahi bitirdi,billahi bitirdi...
İlk fotoğrafta Yalnız boy gösteren Pamuk,ikinci karede Halasının elinin üzerinde keyif yapıyor.Fotolar bir kaç hafta öncesine aittir.
"Sevgi ile aşk arasında,insanlığın henüz keşfedemediği,tanımlanamayan duygular da var . !"
Not:Son cümlemi başka bir yazıda kullancaktım ama /tabiri caiz ise/ bu yazıya cuk oturdu...
Doğrusu bu ya memnunda olmuyorum ,bugün yaşadığım hiç bir şeyden...
Onca sözden sonra hala anlaşılmadığımı düşündüğümden mi acaba bu denli kaskatı oluşum...
Etrafımda bugün alınmış,yepyeni eşyalar dururken,ben neden kendimi eskimiş hissediyorum?
Hiçkimse üzerinde ufacık bir değerimin olmadığını düşündüren ne bana...
Neden ben de herkes gibi olamıyorum.Kalbim kırıldığında çabucak parçaları yapıştıramıyorum yerine?
Bende mi var bir anormallik insanlarda mı?
kaçıncı soruşum bu soruyu kendime...
Ve kaçıncı kez içinden çıkamayışım...?
Herkes benim güler yüzüme alışmışken ben neden tebessüm yoksunu oldum şimdi...
Yalancı tavırlar içine hapsettim kendimi...Tavırlarımı umursamazca davrananları neden umursamamayı beceremiyorum...!
Dudaklarım iki yana kaymakta çok zorlanıyor bugün...Zamkla yapışmışlar sanki oldukları yere...Açılmıyorlar, günün onca güzelliğine bile göz kırpmıyorlar...
Herşeyin sebebi ben miyim,yoksa başkası mı?
Daha ne kadar zarar vereceğim kendime
Ne kadar devam edebileceğim böyle bilmiyorum...
Keyifli görünme ve hiç birşeyi umursamıyor rolü yapmaya devam...Herkes hiç bir şeyi umursamazken benim de çok fazla kafaya takıyor olmam yadırganıyor haliyle...Tüm mesele bu aslında ya neyse...!
Sevmek,hayran kalmak,hatta aşık olmak dahi bir erkeğe kendini tamamen teslim etmeyi doğurmaz...Doğurmamalı.
Bir kadın kendini bir erkeğe teslim eder mi tüm dünyasıyla...?Kadını kadın yapan,tüm bakış açısıyla teslim olmak...!
Bir kadın düşünün,öyle çok sevdiğini söylüyor ki eşini.Sözünden çıkmıyor.Tahsil deseniz tahsil,eğitim deseniz eğitim.Kültür derseniz bir çoklarından daha kültürlü...
Ama olduğu yerde sayan bir kadın.Sebebi erkeğine teslim olması...!
Gençlik yıllarında tanışıp evlilikle noktaladıkları bir ilişki.Onlar noktaladıklarını düşünürken bu sevgiyi ve yeni güzelliklere gebe bırakacaklarını düşünürken hayatlarını,kadının hayatı yok oluyor elinden.
Sade ve sadece erkek yönetiyor ikisinin de tüm dünyasını.
Adam ne derse yapılıyor,kadın ne istese hayır deniyor.
Ve kadın ne enteresandır ki hayırlara memnuniyetle karşılık veriyor.
Sevdiğini söylüyor onu hiçe sayan adamı...
Aşığım diyor yıllar yılı...
Başlatma aşkına diye kurulan cümlelerin devamının gelmesine izin vermiyor kadın.
"Çıkın hayatımdan eşim istemiyor sizi" diyor...
Ve o eş ki
Kadına hiç bir zaman eş olamıyor.Kadının ruhunu anlamıyor.Sade ve sadece kendisinin kuralları ile parmağında oynatıyor kadını.Oynatıyor da ne oluyor.Mutluluk mu çıkıyor sonunda...?
Hayır,esaret...!
Kadının cesareti git gide azalıyor sosyal yaşama dair.Erkekte bunu istiyor ya zaten.Amacına ulaşıyor kısa zamanda.
Aile ne kadar çabalasada taş koyuyor önüne adam herşeyin.
Nasıl koymasın ki;Onu her yaptığı davranışta körü körüne destekleyen bir kukla var karşısında-eşi-
Kadın günden güne eridiğini,kadınınlığının bittiğini,insanlığının toprak altında yokolup gittini farkında bile değil.Fark etmesini sağlayan insanlara ise cevabı hep aynı."Kocamı seviyorum o da beni..."
Gözleri kör oluyor kadının.Adam bu körlükten faydalanıyor elbette.
Kadınına ve kadınının hayatında her kim var ise zarar vermek için sıvıyor kolları.Zaten herkes biliyor ilk günden beri adamın amacını...Ama artık o kültürlü,o gözü açık,o hayatı çok iyi tanımlayabilen ve yaşayabilen kadın görmüyor hiç bir şeyi.Gördüklerini ise kocasını savunur şekilde yorumlamayı öğretmiş eşi...
Aşı gibi vermiş vücuduna kocaya nasıl itaat edeceği düşüncesini...
Adam artık rahat.Doğru bildiği ne varsa yapabilir,eşi ona destektir.Başka seçenek yoktur ki.O bir kadındır ve erkeği ne yaparsa doğruyu yapandır...!
Sonra ne mi olur ?
O adam,eşi dahil herkese kimsenin veremeyeceği zararları verir.
Herkese dediğime bakmayın.
Dışardan gören bir yabancı,el üstünde tutar.Değer verir kendisine,insan sıfatı yükler..O da olmayan gururunu okşar haliyle...
Bundan güç alırda daha beter saplar elindeki mermileri, eşi ve ailesine...Öyle hayatları parçalar ki,öyle bozulmaz bütünlükleri parça pinçik eder ki,dönüp baktığınızda nasıl geldik bu hale demeye bile gücünüzün olmadığını hissedersiniz.
Hala yapılacak bir şeyler vardır umuduyla çabalarsınız. Ama o kadın,o sizin bildiğiniz kadın yoktur artık.Eşinin boyundurluğu altına öylesi girmiştir ki kendi adını bile unutmuş, eşinin karısı olarak anılmaktadır.Kendisini,sorsanız böyle tanımlayacaktır.
Anlatmak istersiniz bazen bazı şeyleri.Yıllar yılı ses etmediklerine ses çıkarsın kendini kurtarsın istersiniz ama sadece hatalı çıkarsınız.
Ve artık sırf o kadın körü körüne mutlu olsun diye susarsınız.
Etrafındakilerden beddular alan adam ise güler geçer herşeye...
Ne Allah korkusu vardır içinde,ne yaşattıklarının vicdani azabı...
Vicdan var mıdır ki azabı olsun diye düşünürsünüz ve o noktada siz vicdanınıza sığınıp dua edersiniz,içinizde yitip gitmiş duyguların geri gelebilmesi için.
Bir kadın ve bir adam;
Öyle hayatları parçalamış öyle zararlar vermiştir ki, adam bilerek ve isteyerek kadın ise sadece aşkının esiri olarak.
Gözlerini bir ömür boyu hayata kapalı geçirmektedir kadın. Adam ise bunun tüm fırsatlarını kullanıp ne var ne yok darmadağın etmiştir çoktan...
Ne bedduaların hesabını düşünür ne yaptıklarının insani yönünü...
İnsanlıktan çıkmış birine insanlıktan bahsetmek ne derece doğrudur burda öz eleştiri yapmak lazım aslında.
Özlerini unutmuş insanlara rağmen,özünden kopmadan...!
36 saattir Domuz Gribi ile mücadele ediyoruz.Bu sabah saatlerinde galip geldiğimizi kesin olarak gördük....Ailemizin en küçüğü,son bir haftadır, diye diye kendine domuz gribini bulaştırmayı başardı.
Resmen çağırdı hastalığı üzerine...
Dün sabah yüksek ateşden dolayı doktora götürdük kardeşimi.Ateşi çıkar çıkmaz götürdüğümüz için, verilen serumlar,iğneler ile anında müdahele yapılarak sıkıntıyı önlemiş olduk.24 saatimiz çok tehlikeliydi.Bu sabah,ateşin düşmesi ve diğer belirtilerin bulunmaması sebebiyle,hayati tehlikeyi tamamen atlattığımızı söyledi doktorumuz.Derin bir nefes aldık hep birlikte.Risk grubunda olması sebebiyle babamın kardeşimden uzak durması gerekliymiş.Sadece yakın temastan kaçındı yine hepimiz aynı evde aynı odada yaşıyoruz.Bu bir grip ise ve erken teşhis hayat kurtarıyor ise kaçmanın bir manası yok bizce.
Anne ya da babadan uzak durabilirsiniz.Ama kardeşten ya da evladınızdan uzak kalamazsınız !
Çocuk,abla ben domuz gribi oldum ateşim yükselirse ne olur bana diye sorarken,siz ben yanına gelemem bana da bulaştırırsın diyemezsiniz...
Tek yapacağınız şey o çocuğun korkularını atlatmasını sağlamanızdır.Ve ilaç ve duaya sığınıp günlük hayatınızı devam ettirmeniz gereklidir bence...!Doktorumuzun tek söylediği şey c vitamini almamız oldu.Önlemek açısından çok faydasının olacağını söyledi ve hemen hepimiz c vitamini yüklemeye başladık vücudumuza...Onun dışında,babam risk gurubunda olduğundan,bağışıklık sistemini kuvvetlendirici ilaç alıyor.
Şimdilik hiç birimizde bir risk yokmuş...!
Ama dün geceden bu sabaha,Merve ve bende oluşan boğaz ağrısı herkesi korkuttu.
Yine doktorla iletişime geçtiğimizde,Mervenin iş yerinden kaynaklanan bir allerji tetikleyici durumunun olduğu benim ise bir üşütme yaşadığım ortaya çıktı.Vitaminlerimizin dışında allerji ilaçları ve antibiyotiklerimizi de yükledik vücudumuza...Annem elinde bir torba ilaç ile saat saat takibimizi yapıyor :)
Ama bunları yaşarken /belki doğru belki yanlış/ kardeşimden uzak durmuyorum.Bendeki olası bir mikroptan etkilenmemesi için çok yakın temas kurmasam da yanıbaşında oturuyor,yemeğini yediriyor onunla günlük iletişimimi sürdürüyorum.Olacaktan kaçınılmaz.Ve bu bir bulaşıcı hastalıksa evinizin dışındada zaten gelip sizi bulma ihtimali oldukça fazladır.O çocuğun gözlerinde"herkes benden uzaklaşıyor" ifadesini görmek ciğerimi deliyor.Kimse gelmesin,herkes kendini korusun ama aile demek herşeyi bir arada yaşamak dem3k bence.risk ise risk alıyoruz.Yanlış ise yanlış yapıyoruz ama bahsi geçen dokuz yaşında bir çocuk ise önce anne baba,ablalar değil, "o" önemli...
Elinde derece ile oturuyor dünden beri.Acaba kaç oldu ateşim diye heyecanlanıyor.Sonucu bizimle paylaşıp şimdi ne olur diye soruyor.Çok şükür ki, "erken teşhis hayat kurtardı".Kardeşim gayet iyi sadece dinlenmesi gerekiyor yatarak.bizde ise henüz hiç bir belirti ya da tehlike yok.
Bu kadar ilaçtan sonra olursa zaten bu da benim şansım olur...! :)
Bu ara sıkça işittiğim bir cümle var"Sen insan değilsin.
Bu kadar çok enteresanve zor şeyi yaşamak ve altından kalkmak her insanın kaldırabileceği bir şey değildir"
Ee şimdi Domuz Gribi bana gelmesin de kime gelsin değil mi?
Bu vücutta vuku bulursa hiç şaşırmam ben,hem de bunca önleme karşın...
:)
Korkulacak bir şey değildi bence yaşadık ve gördüm korkulacak hiç bir yanı yok.yeterki ilk belirtide doktora gidilsin ve mutlak suretle tahlil yapılsın...!