Düşündüm de;Olmak istediğim gibi bir insan olamamışım ben... Ne ideallerim,ne hayallerim ne de yaşayış tarzımla çocukluğumda düşlediğim hayatı yaşayamamışım büyüdüğümde... Bir başkasında okusam bu cümleleri,hayat şartları işte deyip genellerdim, /inanarak/ Ama öyle değil işin esası... Para,aile ya da benzeri hiç bir etmen etkili değil insanın üzerinde... Ya da ilk basamağı bunlar oluşturmuyor benim anlatmak istediğim konuda... Ben benden şikayetçiyim öncelikle... Karekterimden...Ruhumdan...Hayata bakış açımdan...Yaşayışımdan...Fikirlerimden... Kendimden işte kendimden... Bu bir isyan değil asla...Sadece yargılamak kendimi...Faydasız da olsa yüzleşmek hayatla... Ya da şöyle demeli,bildiklerimin dışa vurumu bir nevi... Mantıksal tarafım hayatımın her döneminde çok ağır basmıştır ve bu yüzden insanlardan çok tepki almışlığım olmuştur.Ama ben duygularıma kapılıp gitmemeyi çok küçükken öğrenmiştim hayattan...Mantığımı her daim ön planda tutmayı birinci şart koşmuştum yaşamımda... Hata yapmaktan kaçınabilecek,belki de kendimi üzecek herkesten uzaklaşabilecektim böylece... Ama bir şeyi daha öğretti hayat bana...Pişman olmamayı...! "Ne yaşarsan yaşa,istediğin için yaşıyorsundur..." dedi bir gün birisi..."Geriye dönüp isyan edemezsin...Sen yaşattın kendine,hayatının içinde ne var ise..." İşte ben o günden sonra zaten hatalarıma takılmadan yaşayan biriyken geçmişten bana kalanlardan mutlu olmayı da öğrendim... Hata yaptıkça büyür insan dedikçe ben daha da büyüdüm gittim...O kadar büyüdüm ki şimdi dönüp ardıma bakmaya korkuyorum.Eskiyle yeni arasındaki uçurumun sonsuzluğunu gözlerim takip etmekten yorulacakmış gibi geliyor... Ve ben gittikçe kendim olmaktan mı uzaklaşıyorum yoksa daha çok mu kendimi buluyorum? diye bir soru sormaya başladım son yıllarda... Cevabını vermek için erken diye düşünüyorum...Yaşam uzun.Ruhlarımızı, nereye savuracağını hiç birimiz bilmiyoruz henüz... Yaşamın uzunluğunu tayin edemiyoruz elbette...Arada derede bir yerlerdeyim diye düşünüyorum o yüzden /yaş itibari ile/ hayatın içinde. Ve kendime bakıyorum tekrar Olmak istediğim gibi bir insan olabilmiş miyim diye...!
mixx
işte ben onu yapamıyorum."olduğum gibi kendimi kabul edemiyorum"
belki o zman bu yazılar çıkmayacak.belki o zamn kendimle konuşmalarım son bulacak....
ama hayatta duracak bir yerde...sabitlenip kalacak...
(bir ara bunu yazıya taşımalıyım:) )
amozonik
ne desem boş şimdi...
sen paylaşırsın da ben nasl beğenmem ben nasıl duygulanmam ?...!
sadce teşekkür edebilirim sana...
çok yürekten...çok çok derinlerimden...
şiirlerin verdiği tüm duygularla...
göz yaşlarıyla belki...belki de beni ben yapan tüm duygularla...
Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun, etme.
Başka bir yar, başka bir dosta meylediyorsun, etme.
Ey ay, felek harab olmuş, ziyan olmuş senin için
Bizi öyle harab, öyle ziyan ediyorsun, etme.
Ey, makamı var ve yokun üstünde olan kişi
Sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun, etme.
Sen yüz çevirecek olsan, ay kapkara olur gamdan
Sen ayın da evini yıkmayı kastediyorsun, etme.
Şekerliğinin içinde zehir olsa dokunmaz bize
Sen zehri o şeker, şekeri zehrediyorsun, etme.
Harama bulaşan gözüm, güzelliğinin hırsızı
Ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun, etme.
Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer
Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun, etme.
İsyan et eyy arkadaşım, söz söyleyecek an değil
Aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun, etme.
MEVLANA
Ey aşkının velvelesi her tarafı tutmuş olan sevgili;
senin o ay yüzün gönlümüzden riya bulutlarını dağıttı.
Artık merhamet et de ona bir kıl ucu kadar iltifat göster.
Çünkü onun her saçının telinde bir âh gizlidir.
Her kirpiğimden bir ırmak boşalttığım halde şuh gözlerimin
susuzluğunu bir türlü gideremiyorum!
Ey hasretiyle her âşıkını bir köşede inleten dilber;
Ey safasiyle her kalbi bir kenarda avare bırakan sevgili;
Biz candan âşıklarız. Sen ise bize her an bir destanla,
her gün bir cilve ile gelmekten çekinmiyorsun.
Rüzgâr, senin güzelliğinden bahçelere bir koku götürdükçe
hazanın eli reyhanlar derneğini dağıtamaz.
Lâtif tenin gibi bir gümüş, maden ocaklarında bulunmaz.
Katı kalbin gibi bir tunç parçası da yalçın kayalar arasında
yoktur.
Zaptettiğin güzellik meydanında Sâdi çomağına takılmış
bir toptan başka nedir?
Ey Sevgilimin kapısından geçen rüzgâr;
Sanırım ki Cennet bahçesinden esiyorsun.
Ey! Sen ey ne denli övsem yeri!
Sarı eller altındaki alnım,
andığın olur mu hiç o gece terlerini?
O ateşler içinde geçen yarı geceyi, o boş, anlamsız,
o sarnıç tadında?
Sabah koylarında kişiyi şıkır şıkır oynatacak
O tiril tiril mavi tan çiçeklerini?
O sivrisinek vızıltısı gibi sessiz öğleyi,
Ve o renkler denizinden fırlatılan okları?
Sen ey! Sen ey ne denli övsem yeri!
Çalgılı kocaman gemiler vardı rıhtımda;
bakam ağaçları dolu burunlar;
ve pırıl pırıl yaban yemişleri..
Peki n'oldu rıhtımdaki o çalgılı kocaman gemiler?
Hurma dalları! O eski günlerde
Görülmez yolculuklara saplanmış, o pek saf bir deniz
meyvelikler üstünde kat kat yükselen bir gök örneği
gırtlağına dek dolardı; kuşlar, altın meyveler
ve mavi balıklarla..
O günlerde daha bir gösterişli doruklardan saçılan
güzel kokular
bir başka çağlardan bir hava estirirdi;
ve o kalın kabuklarıyla pek böbürlenen
babamın bahçesindeki bir o tarçın ağacıyla
başı dönmüş bir evren, kendinden geçip sayıklardı..
(Ey! Sen ey ne denli övsem yeri!
Ey tükenmek bilmez masal
ve ey bolluk sofrası!)
Böyle yazıları okuduğumda bir ağrı gelir saplanır tam göğüs boşluğuma bir titreme ve bir ağlama...
Haksızlıklar,gözyaşları,ihanetin çelik kırıkları batar omuzlarıma,
Ağrılarım
ağrılarım benim değil...
İşte bu gider ağırıma...
Şimdi neler yazmak istiyorum ne satırlar dökülecek yüreğimden ama...
sadece susmak istiyorum...
kendihalinde
öncelike bloğuma hoşgeldin
aynı fikirde olduğumuza sevindim :)
bazen herşey bir yana insanın kendisi(duyguları,mantığı,kişiliği vs)bir yana oluyor...bu yazı tam da o ayrımda çıktı işte...
her zaman beklerim
shiver
yazımı ilk okuduğunda da fikirlerini söylemiştin...ve ben senin fikirlerini duyduktan sonra yayımlamaya karar verdim bu yazıyı...
beni anladığını biliyorum...
ve bu nasıl büyük bir mutluluk veriyor bana bilemezsin...
(her konuda)
İnsanın kendine varamamasının sebebi, dediğin gibi para pul aile vs vs değil asla.. Başka birşey var orada.. Seni kendinden ayıran başka birşey var.. Tamamiyle katılıyorum sana..
newbahar
o cümleyi kuran kişi,o konu içerisinde haklıydı aslında...ama snein bahsettiğin şey daha farklı...
hayatın getirileri...
önümde uzun bir hayat mı var yoksa yapabildiklerim bunlardan mı ibaret bilemiyorum.karamsarlık değil ama bu...bilmemek sadece...görememek ileriyi...
ancak yaşayarak görebileceğiz...ve umarım göreceklerim yaşadıklarımdan daha çok pişmanlık ve serzeniş getirmez bana...
ayrıca otuza da pek bir şey kalmadı yani :)))
''Ne yaşarsan istediğin için yaşıyorsundur'' demiş ya birisi!
Öyle değil bana göre. Elbet insan seçimlerini zaman zaman kendisi yapıyor yahut yapmak zorunda kalıyor. O seçimlerin bize neler getireceğini kestirmem ne mümkün! Bir bakmışız hayal ettiğim bu değildi, olmak istemediğim yerdeyim, olmak istemediğim karakterdeyim diyor insan.
Senin için bunların muhasebesini yapmak henüz erken. Ne vakit insan geriye dönüp bakmalı biliyor musun? otuzundan sonra...
Hele birde evlenip çoluk çocuğa karıştıysan işte o zaman nerelere geldim, neydim ne oldum diyorsun.
Şikayet babında değil elbet ama önüne kocaman bir hayat bilançosu dökülüyor.
Meslek seçiminde aklını kullanırsan istediğini elde edersin, evlilikte önce aşk sonrasında hatta yıllar sonrasında mantık devreye girer, karakterler ise olgunluk gösterir, değişir.
Bu benim fikirlerim ama senin de dediğin gibi daha hayat uzun. Önünde Allah sağlık versin daha çok seçimler yapabileceğin ve kararlar verebileceğin yıllar var.
Sevgiler